Dünyada Kaç Tane Televizyon Var? Bir Düşünce ve Duygu Yolculuğu
Bir Soru, Bin Düşünce
Bazen bir soru, bir insanın hayatını değiştirebilir. İşte tam da öyle bir an yaşadım; “Dünyada kaç tane televizyon var?” diye sormaya başladım ve birden dünyamı sorgulamaya başladım. Kayseri’de, sakin bir akşamüstüydü. Pencereyi araladım, dışarıda hafif bir rüzgar vardı ve her şey çok sessizdi. Bazen öyle anlar olur ki, hayatın anlamını sorgulamak istersin. Kim bilir, belki de bu soru da öyle bir anda, içimdeki boşluğu doldurmak amacıyla kafamda belirdi.
Günlük tutmaya başladım bir zamanlar. Bazen iki sayfa, bazen sadece bir paragraf. Ama o gün bir anda aklıma takılan bu soru, beni bambaşka bir ruh haline soktu. Dünyada kaç televizyon vardı? Bunu sormak, sanki hiçbir şeyin anlamı olmadığı gibi bir his yaratıyordu. Hani bir anda her şeyin boş olduğu, sadece kendinle yüzleştiğin anlar vardır ya… İşte tam o anda içimde bir yerlerde, bir televizyonun ardında kaybolmuş gibi hissettim.
Bir Televizyonun Arkasında
Çocukluğumda annemin, babamın sabahları kahvaltı yaparken izlediği o eski siyah-beyaz televizyonu hatırlıyorum. Uzun yıllar boyunca tek bir kanal vardı ve hayatımızın çoğu, o ekranın içinde şekillenirdi. O zamanlar televizyon sadece bir eğlence aracı değildi. Bazen, dünya dışındaki her şeyden kopararak o küçük kutuda kendi gerçekliğimize, kendi gerçek hayatımıza dair bir şeyler buluyorduk. Annemin gözlerinde o sabah programına odaklanırken, babamın sabah haberlerine daldığı sırada, biz de o ekranın içindeki dünyada kayboluyorduk. Bazen ekranın karşısında olmak, her şeyin anlamlı olduğu bir yerdi.
Ama yıllar geçti. Her şey değişti, televizyonlar büyüdü, renkli ekranlar geldi, teknoloji her alanda ilerledi. Hangi televizyonun kaç inç olduğunu soruyoruz artık. Artık sadece bir kutu değil, evimizin merkezine yerleşmiş bir teknoloji harikası. Ama bir şey değişti, insanlar eskisi gibi saatlerce televizyon karşısında kaybolmuyorlar. Bir zamanlar televizyonda gördüğümüz insanları tanır, onlara gözyaşı dökerken ya da gülümserken kendimizi bulurduk. O ekran, zamanla bir yabancıya dönüştü. O televizyonun büyüsü kayboldu.
Hayal Kırıklığı ve Yeniden Başlangıç
Televizyon sayısı arttı, dünya daha hızlı, daha bağlantılı bir hale geldi. Herkesin elinde bir telefon, her evde bir akıllı televizyon. Ama hâlâ o eski televizyonun hissini arıyorum. Bu kadar çok seçenek varken, bu kadar çok kanal varken, aslında neyi izlediğimizi sorgulamak daha zor hale geliyor. Herkesin yaşadığı bir duygu vardır, sanki her şeyin bir zamanı vardır, ama o zaman çoktan geçmiştir. Belki televizyon da öyle bir şeydi. Başlangıçta büyülüydü, fakat zamanla sıradanlaşan bir araç haline geldi.
Düşüncelerim arasında kaybolmuşken, televizyonda bir haber gördüm. Bir kıtada açlık çeken insanlar, bir başka kıtada teknolojiye doyuran milyar dolarlık şirketler. O kadar çok televizyon vardı ki, birinin ardında bir umut, diğerinin ardında bir hayal kırıklığı vardı. Ama işin ilginç tarafı şuydu, televizyon sayısı artmış olsa da, her bir ekranın karşısında insanın kalbi hâlâ aynı şekilde atıyordu.
Belki de dünya üzerindeki televizyon sayısını bilmek, ne kadar çok bağlantımız olduğunu hatırlamak anlamına geliyordu. Ama bu bağlantılar, ruhumuzu ne kadar besliyordu? İnsanlar ekranlara bakarken bir yandan hayatın gerçeklerini kaybetmişti. Bazen gerçek bir sohbet, bir anlamlı bakış, bir ses duymak yerine, ekranlarda kayboluyoruz.
Televizyon, dünyada milyonlarca olsa da, önemli olan o ekranın hangi anı seninle paylaştığıydı. Hayal kırıklığından umuda, yalnızlıktan kalabalığa kadar her şeyi bir televizyonun içinde bulabiliyorduk. Ama asıl soruyu kendime sormam gerekti: “Gerçekten ihtiyacım olan şey ekranlardaki görüntüler miydi, yoksa insanlarla paylaşılan anlar mı?”
Sonuçta Kaç Televizyon Var?
Dünyada tam olarak kaç televizyon olduğunu kimse bilemez. Ama belki de önemli olan, her bir televizyonun arkasında kaç tane kalp olduğunu anlamaktır. Ben Kayseri’nin küçük sokaklarında, eski televizyonumu hatırlarken, ekranlardan çıkarak gerçek dünyada hissettiklerimi buluyorum. Evet, televizyonlar dünyasında kaybolan bir şeyler var ama belki de bu kaybolanlar, hepimizin aradığı anlamlı anların özüdür.